Wise derya gibi bir adam,anlattıkça anlatmayı seven,kaliteli bilgi birikintisini herkesle paylaşıp iyi taraflara yönlendiren biri…Onun yazılarını okudukça yeni şeyler öğreniyoruz..Haliyle bu kadar merak ettiğiniz Wise hakkında güzel bir röportaj hazırladım…(Böylelikle lise yıllarında sürekli hazırladığım anket defterlerine olan özlemimi bir nebze olsun hafiflettim..)
--
Sn.Wise Bey, okumanın önemini yazılarınızı okurken daha iyi kavrıyorum..Yazılarınızdan bilgelik akıyor...Bir insan kendini gelistirebilmesi için cok mu okumalı ? Ne zamandır okuyorsunuz?
Öncelikle iltifatınız için teşekkür ederim. Bilgelik gerçekten çok iddialı bir sıfat olur ki, o sıfata layık olabilmem için en az "kırk fırın daha ekmek yemem" gerekir!
Kendimizi geliştirmek için okumak elbette ki çok önemlidir ama kişisel gelişimin okumaktan ziyade yaşamla ve yaşamı algılama yeteneğiyle ilgili bir şey olduğunu düşünüyorum. Öyle olmasa, eskilerin okuma yazma dahi bilmeyen ama derya kadar engin bilgi ve bilgeliğine sahip kişileri ortaya çıkar mıydı hiç! Bir Yunus Emre, bir Aşık Veysel kaç tane kitap okumuştur?
Diğer taraftan, okumayı demeyeyim ama kitapları çok seviyorum. Şimdi cümleyi böyle kurmaktaki maksadım, kitaplarla aramdaki ilişkiyi vurgulamak. Kitapları çok seviyorum, onlara sahip olmak, elime alıp, koklamak, sayfalarını çevirmek bana bir tür haz duygusu yaşatıyor. Fakat gelin görün ki aldığım her kitabı oku(ya)mıyorum. Başucumda kitap kuleleri var. Ara sıra kaldırıyorum ve yeni kitaplar yığılmaya başlıyor aynı yerde okunmayı bekleyen...
Kitap tozu,kitap birikintisi insana huzur veriyor gerçekten de...Demek ki algılama çok önemli...Sadece kitaplardan değil,hayatın her adımından da sentezleyebilmeliyiz herşeyi...Böyle olunca insanda yaşama sevinci çoğalır bence...En son ne zaman mutlu oldunuz ya da en son en çok neye sevindiniz?
Bu, "en" komparatifleriyle oldum olası aram yoktur! En sevdiğin kişi, en mutlu olduğun an, en üzüldüğün olay vb... Neye göre "en"? "En"ler bence anlıktır ve bir müddet sonra size artık "en"miş gibi gelmeyebilir. Dolayısıyla, bu sorunuza sağlıklı bir cevap vermem mümkün değil diye düşünüyorum. Son zamanlarda beni mutlu eden çok an yaşadım. En son neye mutlu oldum? Henüz bir kaç saniye öncesinde, tam ben bu cevabı yazarken bir arkadaşım güleryüzle selam verip, hal hatır sordu. Bu küçücük hareket bile mutlu olmama ve sevinmeme yol açtı... Cevabımı biraz felsefe paralayarak bitireyim :) : Hayatta mutlulukla mutsuzluk, sevinçle keder kolkola; biri olmazsa diğerinin kıymeti bilinmiyor, varlığından bile haberdar olunmuyor...
Ufak tefek şeylerden bile mutlu olabilmek insanın yüreğinde her daim minik minik kelebekler uçuşmasına neden oluyor.Mutlu olmasını biliyorsunuz,ne güzel...Oysa öyle bir çağda yaşıyoruz ki hiçbirşey tatmin etmiyor bizi,asla mutlu olmasını bilemiyoruz.2000’lerin gençlerine tavsiyeniz nedir iç denge ve mutluluk için?
Şimdi, 2000'lerin gençleri falan deyince, bilmeyenler benim milat öncesi çağlardan kalma bir dinozor olduğumu sanacaklar! O kadar da yaşlı biri değilim! :)
Aslında kimseye bir şey tavsiye edebilecek konumda olduğumu düşünmüyorum. Keşke mutluluğun basit bir formülü olsaydı da hepimiz bunu uygulasaydık. Ama böyle bir şey yok. Her şey insanın kendi içinde başlıyor ve yine orada bitiyor. Kendinizle barışıksanız, iç dengeniz de yerine geliyor, küçük şeylerden mutlu olmayı da becerebiliyorsunuz. Ama bu yoksa, yani kendinizle barışık değilseniz ve hayata hep negatif gözlüklerle bakıyorsanız, hiç bir formül fayda etmiyor maalesef... Burada tabii asıl önemli görev de anne-babalara düşüyor; çocuklarını yetiştirirken çok dikkatli davranmaları gerekiyor. Her istediklerini yerine getirmek çocuğa yapılabilecek en büyük kötülük. Sonunda hiç bir şeyden tatmin olmayan, mutlu olmayı beceremeyen çocuklar yetiştirmiş oluyorlar bu şekilde... Ve mutluluk sonradan öğrenilebilen bir şey de değil. Çocuklukta bunun temelleri atılmamışsa, sonradan ne kadar çabalarsanız çabalayın aradaki farkı kapatamıyorsunuz...
Nasıl bir çocukluktu yaşadığınız? Anne-baba çalışan insanlar mıydı? Büyürken model aldığınız insanlar oldu mu?
Güzel bir çocukluktu... Gerçi, insanın yaşı ilerledikçe geçmişe dair ne varsa gözüne güzel gözüküyor. Şimdiki çocuklar kadar maddi açıdan şanslı değildik ama doya doya oyun oynayabiliyorduk. Her tarafta, üzerinde top veya başka bir oyun oynayabileceğimiz geniş araziler vardı. Annem ev hanımıydı. Büyürken model aldığım insanlar oldu tabii. Yeğenime bir "model" uçak almıştım büyürken. :) Şaka bir yana, kimseyi kendime model aldığımı hatırlamıyorum...
Teknoloji ürünleri ve fotoğraf ürünleri gibi konularda da geniş bir bilgiye sahipsiniz.Çok mu meraklıydınız herşeyi kurcalayıp öğrenmeye?
Genel olarak meraklı biriyimdir.Her şeyi merak eder, araştırırım. Geçenlerde bir beyin testi yaptım, orada uzaysal düşünme yönümün çok kuvvetli olduğu çıktı. Yani nesneleri üç boyutlu olarak düşünebiliyor, onların yapısını, nasıl çalıştıklarını falan kolaylıkla anlayabiliyormuşum. Belki de bu nedenle, çeşitli araç ve gereçlerin çalışmasını, yapısını daha kolay anlayabiliyorumdur. Diğer taraftan, yeniliklere son derece açık biriyimdir. Yeni bir ürün mü çıktı, hemen gider alırım. Yani önce başkaları bir kullansın eğer onlar memnun kalırsa ben alayım diye düşünmem. Böyle olunca da pek çok şeyden haberim oluyor...
Eeee yeni şeylere meraklı olup onları satın almadan olmuyorsa maddi düzey de çok yüksek olmalı Wise Bey?
Hayır bunun maddi düzeyle bir ilgisi yok. Ben yenilikleri denemek derken, ulaşabileceğim ihtiyaçlarımı temin etmeyi kastettim. Yani, örneğin, eve her zaman A marka deterjan mı alıyorum; yeni bir ürün çıktığını duyduğumda, gider hemen o marka üründen alırım denemek için... Yani ben her durumda zaten o ürünü almak zorundayım. Ama A markası olmamış da B markası olmuş. Yoksa, durduk yerde ihtiyacım olmayan ya da alım gücümü aşan bir ürünü almaktan bahsetmiyorum. Örneğin, fotoğraf makinelerini çok severim ama hala bir fotoğraf makinem yok! Çünkü sıradan bir makine almak istemiyorum, ama benim istediğim özelliklere sahip makineler de bütçemi aşıyor. Bu nedenle, bu konudaki kararımı sürekli erteliyorum...
İyi bir odyometrise rastlamak çok mu zordur?

Her meslekte iyiler de vardır kötüler de... Zamanında Ankara'da GATA'da böyle birine rastlamıştım. Hem bilgi olarak hem de insanlık açısından mükemmel biriydi... Eminim İstanbul'da da böyle kaliteli odyometristler hem de çok sayıda vardır... Üç beş kere olumsuz davranışla karşılaştığınız için, lütfen onlara güvenmemezlik etmeyin. Farklı merkezleri deneyin. Birinden birinde eminim iyi bir odyometriste rastlayacaksınız. Mesela Oticon'un Şişli'deki şubesinde çok iyi, bilgili ve güleryüzlü bir odyometrist vardı. Hala orda mı çalışıyor bilmiyorum. Onu tavsiye ederim...
Gelecek yıllarda ileri dereceli işitme kayıplarının da kullanabileceği kanal içi ( cic ) cihazların çıkacağını ümit ediyor musunuz?

Tabii ki! Zaten şu sıralar "open fit" denen, dışarıdan bakıldığında çok zor farkedilen, çok ince hortumlu ve meme kısmı kulak kanalının derinliğine yerleştirilen mikro cihazlar piyasaya çıkmaya başladı. Phonak'ın Micro Power denen modeli de ileri dereceli kayıplılar için bu türün bir örneği. Ama bu model dahi henüz çok ileri kayıplılar için uygun değil. Fakat teknoloji çok hızlı ilerliyor ve inanıyorum ki bir kaç yıl içinde ileri kayıplılar için de estetik kaygılar yaratmayan çok gelişmiş cihazlar çıkabilecektir.
Paylaşım,bahar,işitmek,yenilik,kitap kelimeleri sizde neyi çağrıştırıyor,anlamları hakkında neler söyleyebilirsiniz?
-
Paylaşım: Mutluluk
-
Bahar: Enerji, yeniden doğuş, gençlik
-
İşitmek: Bülbülün ötüşünü, gülün yapraklarını kıpraştırmasını duyabilmek
-
Yenilik: Yeni yerler görmek, keşfetmek
-
Kitap: Sıradışı romanlar